Anasayfa / Ev-Dekorasyon / ... şimdi git ki

... şimdi git ki

Çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda,bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf

Her hece aklımın kabristanlarında yankılanan sahipsiz bir ölüm çığlığı,

Masumiyeti sesimde eskiyen ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler

Ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi

Yüreğimin sevda çukurlarında… Hadi yâr kendini al gecelerimden ve git!

 

Zaten bir uzak düştü benimki; Ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,

Şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken, ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek

Ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde hani meçhul bir izbede seninle el ele…!

 

Oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben, bilmem hangi şehrin emanetçisinde ve senden habersiz,

Adından acılar türetiyorum şimdilerde… Dilimin ucuna geliyorsun bir zaman, yaşamak soruyorsun!

Yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,dönüşsüz bir Türkünün kambur sesinde yitip giden…!

Ve dinledikçe kendimi, kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…

Ben kaçmak isterken her şeyden, gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.

Sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer, her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin

 

Ve bizden çok uzakta mevsim çömezi bir haziran sonbahara uyanır...

 

Gözlerinde bir mavi yangın Ve saçlarından dökülür martılar, pasaklı bir deniz kızının

Sâhi martılar diyordu bir şair: “Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”

Yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan

Sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,

Yağmasın diye kulelerde saklanan..!

 

İşte böyle “can” dediğim;

Yetim çocuklar hüznünde kâhır yüklü gölgeme çokça sahiplik etmişken bedenim,

Yorgunluğun kıyısında hüzün olup işlenmişim ömür gergefine… çapulcu dillerin nazarında

Sevdaya zûl libaslar giyinen, uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım… Ötesi yok!

 

Gurbet yokuşu ağlamalar pazarında İki damla gözyaşıymış bedelim Ve soyunup benliğimden

Elem üstüne elem giyinmiş sana pervane yüreğim gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece

Hiç ses etmemişim, meğer ne çok kedermiş gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!

 


 

 

Yolların koynunda başımı yaslayıp ölümün yamacına,bunca acıyla yoldaş olmuşken ben

Sen kaç benim kalabalığımdan Ve bir intiharın şafağında sesini sil şiirlerimden

Olmasın dönüşü gittiğin yolun, kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde sonsuz bir gidişle unutmalara aç yüreğini,

Yüreğini toparla yüreğimden, cellat bayramı asılışlarda, nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü

Ve zamana not düşsün akreple yelkovan, yüzün kalbimin ortasında... Yalnızlık yazgısı yemin olsun ki belki

arınıp mezar kalabalıklardan... Ben yine ben olurum…! Yağmurlu bir gökyüzü akşamı...

Hani olur ya!

Düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni

“Ziyan ömürler kucağında

Kendine has ölümler büyüten

Bir deli çocuktu” dersin…

Hadi git şimdi

Git ki gözlerine “ayrılık” değmesin…

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !
Bu içeriği duvarında Paylaş
  • Bu içeriği arkadaşlarınla paylaş!
  • Yeni içerikler bul!