Çıkmaza düşmüş şiirlerin koynunda,bir uzun yol oluyor kalemden süzülen her harf
Her hece aklımın kabristanlarında yankılanan sahipsiz bir ölüm çığlığı,
Masumiyeti sesimde eskiyen ve dudaklarımın ucunda bitmek bilmeyen acılı tiryakilikler
Ve sonrasızlığın deminde keder dökülüyor kağıtlara hâsılı aşk; ölü doğmuş bir çocuk şimdi
Yüreğimin sevda çukurlarında… Hadi yâr kendini al gecelerimden ve git!
Zaten bir uzak düştü benimki; Ertelenmiş zamanlarda resmedilirken mavinin imkansızlığı,
Şiirler nice sevdaya küs bakış hüküm giymişken, ezbersiz acılar eşliğinde gözlerinde tükenmek
Ve ölebilmek kirpiklerinin iz düşümünde hani meçhul bir izbede seninle el ele…!
Oysa mutluluğu çoktan rehin bıraktım ben, bilmem hangi şehrin emanetçisinde ve senden habersiz,
Adından acılar türetiyorum şimdilerde… Dilimin ucuna geliyorsun bir zaman, yaşamak soruyorsun!
Yaşamak; kör bir sancıdır sol yanımda,dönüşsüz bir Türkünün kambur sesinde yitip giden…!
Ve dinledikçe kendimi, kâbus olup büyür geceler karanlığın uğultulu yollarında…
Ben kaçmak isterken her şeyden, gözlerin adına kendime sefer üstüne sefer eylerim.
Sana çok benzeyen bir şehir olur geçtiğim her yer, her yer öylece uzar gider içinde gözlerimin
Ve bizden çok uzakta mevsim çömezi bir haziran sonbahara uyanır...
Gözlerinde bir mavi yangın Ve saçlarından dökülür martılar, pasaklı bir deniz kızının
Sâhi martılar diyordu bir şair: “Martılar ki sokak çocuklarıdır denizin”
Yani öylesi kimsesiz ve unutulmuş yani morarmış kanatlarında münzevi bir hayat taşıyan
Sonrası geç kalmış yaşanmışlıklarda bulutsuzluğa prangalı bir çift yağmur damlası,
Yağmasın diye kulelerde saklanan..!
İşte böyle “can” dediğim;
Yetim çocuklar hüznünde kâhır yüklü gölgeme çokça sahiplik etmişken bedenim,
Yorgunluğun kıyısında hüzün olup işlenmişim ömür gergefine… çapulcu dillerin nazarında
Sevdaya zûl libaslar giyinen, uğursuzluk alâmeti koca bir hiç’miş adım… Ötesi yok!
Gurbet yokuşu ağlamalar pazarında İki damla gözyaşıymış bedelim Ve soyunup benliğimden
Elem üstüne elem giyinmiş sana pervane yüreğim gözlerimde gözlerini ateş bilip yanmışım öylece
Hiç ses etmemişim, meğer ne çok kedermiş gözlerinin içinde tutuklu kalmak..!
Yolların koynunda başımı yaslayıp ölümün yamacına,bunca acıyla yoldaş olmuşken ben
Sen kaç benim kalabalığımdan Ve bir intiharın şafağında sesini sil şiirlerimden
Olmasın dönüşü gittiğin yolun, kalemi kırılmış gelişlerin hükmünde sonsuz bir gidişle unutmalara aç yüreğini,
Yüreğini toparla yüreğimden, cellat bayramı asılışlarda, nasırlı urganlar kuşanmış şiirlerde seyreyle yüzümü
Ve zamana not düşsün akreple yelkovan, yüzün kalbimin ortasında... Yalnızlık yazgısı yemin olsun ki belki
arınıp mezar kalabalıklardan... Ben yine ben olurum…! Yağmurlu bir gökyüzü akşamı...
Hani olur ya!
Düş yorgunu bir martı gelir de hatırlatırsa beni
“Ziyan ömürler kucağında
Kendine has ölümler büyüten
Bir deli çocuktu” dersin…
Hadi git şimdi
Git ki gözlerine “ayrılık” değmesin…